İşçinin İşini Yaparken COVID-19’a Yakalanması İş Kazası Sayılabilir Mi?

Dünya Sağlık Örgütü’nün “küresel salgın” olarak belirlediği Covid-19 salgını dünyanın birçok ülkesi gibi ülkemizi de her yönüyle etkilemiştir. Bu etki çalışma hayatında hem kamu da hem de özel sektörde kendisini göstermiştir. Birçok işyeri iş tanımının uygun olduğu ölçüde esnek çalışma, dönüşümlü çalışma ve evden çalışma gibi alternatif yöntemleri benimseyerek insanların bir araya gelmesini azaltmaya çalışmaktadır.

Her iş yeri bu alternatif çalışma yöntemlerini benimsemek zorunda mıdır? Buna vereceğimiz yanıt şimdilik “hayır” olacaktır. Bazı çalışma kolları böyle yöntemleri benimsemeye uygun değildir. Veya işveren kendi kararı ile hiçbir engeli yokken alternatif çalışma yöntemlerini de benimsememiş olabilir. Sonuç olarak; aksini istesek bile fiilen iş hayatının tamamen durması söz konusu olmayacaktır.

Peki işçinin Covid-19’a yakalanması iş kazası olarak nitelendirilebilir mi ve işverenin bu sebeple tazmin sorumluluğu doğabilir mi?

5510 sy Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. Maddesine göre İş Kazası; İşyerinde veya iş gereklilikleri nedeniyle meydana gelen, kimi zaman ölüme sebebiyet veren veya ruhen ya da bedenen zarara uğratan olaya denir.

Kişiye ruhen ya da bedenen zarar veren olayın yapılan meslek ile ilgili olmasına gerek yoktur. Ayrıca, işçiye zarar veren olay iş yerinde veya işin gerektirdiği sebeple iş yeri dışında da meydana gelebilir.

5510 sy Sosyal Sigortalar Kanunu gereğince işveren, olası iş kazalarının önüne geçmek adına iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak ve bu önlemleri değişen şartlara uyarlamak zorundadır. İşveren, Covid-19 salgını kapsamında alınacak önlemler hakkında işçiyi bilgilendirmeli, çalışma ortamını bulaşıyı önlemeye yönelik düzenlemeli ve gerekli korunma ekipmanlarını sağlamalıdır. İşverenin alacağı tedbirler kapsamına; evden çalışmaya veya kısa çalışmaya geçilmesi de gündeme gelebilecektir.

İşverenin, iş kazası sebebiyle tazmin sorumluluğu kusuru oranında ve kaza ile zarar arasında uygun illiyet bağının kurulması ölçüsünde olacaktır. Söz konusu illiyet bağı; zararın işyerinde veya işin gereklilikleri sebebi ile meydana gelmesi ile kurulacaktır.

Kaza ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı kurulmasına rağmen işveren, gerekli bütün önlemleri aldığını ispat etmesi halinde sorumluluğu ortadan kalkacaktır.

Ancak Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Covid-19 salgınını bir “küresel salgın” (pandemi) olarak ilan etmiştir. İşveren bütün önlemleri almasına rağmen işyerinde veya işin gereklilikleri sebebi ile işçi virüse yakalanmış olabilir.

Kaza ve zarar arasında uygun illiyet bağı kurulabildiği sürece işveren sorumlu olacaktır. Bu kapsamda, Covid-19 salgını “kaçınılmaz hal” olarak nitelendirilebilecektir. Ancak işveren gerekli bütün tedbirleri almış ise, zararın tümünden sorumlu olmayacaktır. İşverenin ödeyeceği tazminattan hakkaniyet gereği indirime gidilmesi gerekecektir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 15.04.2019 Tarih ve 2018/5018 E. 2019/2931 K. sy kararında benzer bir konu tartışılmıştır. Karara konu olayda;

Davacılar;

Murisinin davalı şirkette tır şoförü olarak çalıştığı, murisin en son 26.11.2009 tarihinde … Limanı’ndan çıkış yapıp Ukrayna’ya gittiği, yine aynı limandan 11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, işyerinin bulunduğu Trabzon iline dönerken kendisini iyi hissetmediği için …Devlet Hastanesi’ne 13.12.2009 tarihinde hastanede muayene edilerek raporun tanı kısmına; “ akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış ” yazıldığı, daha sonra murisin Trabzon iline gittiği, 15.12.2009 tarihinde ise işveren tarafından yine Ukrayna’ya gitmek üzere görevlendirildiği, ancak Çarşamba ilçesinde trafik kazası geçirdiği ve bu kaza nedeni ile muayene edildiği, düzenlenen raporda; trafik kazası nedeni ile başvuran murisin tüm bulgularının normal olduğunun belirtildiği, ancak murise “ devaljin ampul” isimli ilaç verildiği, murisin tekrar Trabzon iline döndüğü ve iki gün sonra 17.12.2009 tarihinde KTÜ … Hastanesi’ne “ bir haftadır öksürük, balgam, halsizlik, 2 gündür 40 derece ateş ” şikayetleri ile başvurduğu, hastane tarafından H1N1 ( domuz gribi ), pnömani ( zatürre ) ve ARDS ( akut solunum sıkıntısı sendromu ) tanısıyla tedavi altına alındığı, on gün sonra 26.12.2009 tarihinde vefat ettiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından düzenlenen raporda; murisin 15.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olmasına rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu’nca murisin 26.12.2009 tarihinde vefat etmesi sonucu hastane raporunda ölüm tanısı olarak H1N1 ( domuz gribi ) belirtilmesi nedeni ile ölümünün geçirmiş olduğu ve iş kazası ile ilişkilendirilemeyeceğinin belirtildiği için ölümün iş kazasından kaynaklandığına yönelik tespit talebinin kabul edilmemesi sebebi ile bu yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkeme; davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm, davacı ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Kararında;

Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür.

Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.

Somut olayda, tır şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği, 11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği, buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.

SONUÇ

  • İşyerinde veya işin yapılması sırasında bir virüs sebebi ile hastalık kapılması iş kazası olarak değerlendirilecektir.
  • Bedenen veya ruhen zarar verici olayın etkisi aniden olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Yargıtay; H1N1 (domuz gribi) virüsünün 1-4 gün arasındaki kuluçka süresini de dikkate almış ve o tarihlerde işçinin işi sebebi ile Ukrayna’da olmasını yeterli görmüştür.
  • İlliyet bağını kurma sorununa en çok, iş yeri dışında çalışmalarda ve meslek hastalığı olmayan durumlarda rastlayabiliriz.
  • Bu çerçevede kanaatimizce, işçinin işin gerekliliklerini yerine getirmesi sebebi ile Covid-19 virüsüne maruz kaldığını ispatlaması gerekecektir. Ancak Covid-19, “küresel salgın” olarak nitelendirilmiş ve bulaşıcılığı yüksek olan bir virüstür. Bu sebeple işçi açısından bu virüsün işyerinde bulaştığının ispatı çok güçtür.
  • Örneğin işveren; virüsün bulaşıcılığının çok yüksek olması sebebiyle işçinin virüsün evinden markete giderken bulaştığı iddia etmiş olabilir. Bu durumda İşçinin virüse yakalanmasının işyerinde veya işin gereklilikleri sebebi ile bulunduğu ortamdan Covid-19 virüsünün bulaştığını ispatlaması gerekecektir. Virüsün kuluçka süresi bilinmekle beraber bu konuda kesin bir bilgi henüz mevcut değildir. Ancak işyerinde yakın olarak çalışan birden fazla çalışanın aynı dönemlerde virüs sebebi ile hastalanmış olması, işverenin aile üyelerinde virüs tespit edilmemiş olması gibi olgular virüsün işyerinde bulaştığını ispatlamaya yarayabilecek bir tespittir

İncelemesi yapılan Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 15.04.2019 Tarih ve 2018/5018 E. 2019/2931 K. sy kararı için tıklayabilirsiniz.

         Stj. Av. Asena Ballı

            Okyay | Evren  

 Avukatlık & Arabuluculuk Ofisi

       www.okyayevren.com

Not: Bu yazı Av. Eren Evren tarafından incelenerek yayına uygun  bulunmuştur. 

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir